Peki yaklaşık 2 bin 300 yıl önce ortaya çıkan Stoacılık bugün neden hâlâ konuşuluyor? Roma'nın en güçlü dönemlerinden birinde imparatorluk tahtına oturan Marcus Aurelius, neden bu düşüncenin en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyor?

İnsan, yüzyıllar boyunca hem yaşadığı dünyayı hem de kendi varlığını anlamaya çalıştı. Bu arayış, birbirinden farklı felsefi düşünceleri beraberinde getirdi. Thales'le başlayan Antik Yunan felsefesinden Kinizme, Rasyonalizmden Empirizme, İdealizmden Egzistansiyalizme kadar birçok düşünce akımı kendi döneminin sorularına farklı cevaplar verdi.

Descartes, Nietzsche ve Schopenhauer gibi filozofların düşünceleri de kendi çağlarının sınırlarını aşarak günümüze ulaştı. Ancak Antik Yunan'da doğan bir düşünce sistemi, aradan geçen yaklaşık 2 bin 300 yıla rağmen insanın günlük hayatta karşılaştığı sorunlara yönelik yaklaşımıyla varlığını sürdürdü: Stoacılık.

Stoacı düşüncenin merkezinde basit ancak önemli bir ayrım bulunuyordu: Değiştirebildiklerimiz ve değiştiremediklerimiz.

İnsan dış dünyada meydana gelen her olayı kontrol edemezdi. Ancak Stoacılara göre kişi, yaşananlar karşısında nasıl davranacağı ve olayları nasıl değerlendireceği konusunda söz sahibiydi.
 

Stoacılık nasıl ortaya çıktı?

Stoacılığın kurucusu kabul edilen Kitionlu Zenon, MÖ 4. yüzyılın ikinci yarısında Kıbrıs'ın Kition kentinde dünyaya geldi.

Antik kaynaklarda aktarılan anlatıya göre gençliğinde ticaretle uğraşan Zenon'un hayatındaki dönüm noktalarından biri çıktığı deniz yolculuğunda yaşandı. İçinde bulunduğu geminin batmasının ardından maddi kayıp yaşayan Zenon'un Atina'ya ulaştığı ve burada felsefeye yöneldiği aktarılıyor.

Zenon'un yaşadığı gemi kazası, ilerleyen dönemlerde hayatına ilişkin en çok anlatılan hikâyelerden biri haline geldi. Kaybettiği serveti geri getiremese de başına gelen olay karşısındaki tutumunu belirleyebilirdi.

Bu anlatı, Stoacılığın daha sonra öne çıkan yaklaşımlarından biriyle de örtüşüyordu: İnsanın gücünün yetmediği olaylarla mücadele etmek yerine kendi düşünce ve davranışlarına yönelmesi.

Zenon, ilerleyen yıllarda Atina'daki Stoa Poikile, yani "Boyalı Stoa" olarak bilinen sütunlu galeride dersler vermeye başladı.

Zenon'un Atina'da başlayan dersleri, ilerleyen yıllarda Roma'ya kadar uzanacak bir düşünce geleneğinin başlangıcı oldu. Ders verdiği yapının adı ise zaman içerisinde bu düşünce okulunun adı haline geldi: Stoacılık.

Zenon'un ardından Kleanthes ve Khrysippos gibi düşünürler Stoacı felsefenin gelişiminde rol oynadı. Yunan dünyasının sınırlarını aşan düşünce sistemi, daha sonra Roma'da Seneca ve Epiktetos gibi isimlerle etkisini sürdürdü.

Ancak Stoacılığın tarihteki en dikkat çekici temsilcilerinden biri bir felsefe okulunda ders veren düşünür değil, Roma İmparatorluğu'nun başındaki isim olacaktı.

Filozof imparator Marcus Aurelius

Marcus Aurelius, MS 121 yılında Roma'da dünyaya geldi. İlerleyen yıllarda ise Roma İmparatorluğu'nun yönetimini üstlenecek isimlerden biri oldu.

Çocukluğundan itibaren kapsamlı bir eğitim alan Aurelius; hukuk, edebiyat, hitabet ve felsefeyle ilgilendi. Stoacı düşünceyle kurduğu ilişki yalnızca entelektüel bir merak olarak kalmadı. Stoacılık, zamanla onun hayata ve karşılaştığı sorunlara bakışını etkileyen temel düşüncelerden biri oldu.

Marcus Aurelius, MS 161 yılında Lucius Verus ile birlikte Roma İmparatoru oldu. İki imparatorun ortak yönetimi, Lucius Verus'un MS 169'daki ölümüne kadar devam etti. Aurelius daha sonra imparatorluğun yönetimini tek başına sürdürdü.

Ancak hükümdarlık yılları huzur içinde geçmedi.

Roma bir taraftan sınırlarındaki savaşlarla mücadele ederken diğer taraftan Antoninus Vebası olarak bilinen büyük salgının sonuçlarıyla karşı karşıya kaldı. Aurelius da hükümdarlığının önemli bir bölümünü askeri mücadeleler, devlet sorunları ve kişisel kayıplar arasında geçirdi.

İmparatorluğun başında bulunması, Aurelius'u hayatın kontrol edilemeyen taraflarından korumuyordu. Savaşlar, hastalıklar ve ölüm, sahip olduğu siyasi gücün çözmeye yetmediği sorunlardı.

Aurelius'un üzerinde durduğu temel meselelerden biri de burada ortaya çıkıyordu: İnsan gücünün yetmediği olaylar karşısında kendi zihnini nasıl yönetebilir?

İmparatorun kendisine yazdığı notlar

Aurelius'un savaşlar ve devlet işleri arasında tuttuğu kişisel notlar, ölümünden yüzyıllar sonra felsefe tarihinin en bilinen metinlerinden birine dönüştü.

Bugün "Kendime Düşünceler" (Meditations) adıyla bilinen eser, imparatorun yayımlanması amacıyla hazırlamadığı düşünülen kişisel notlarından oluşuyor.

Ölüm, öfke, insan ilişkileri, sorumluluk, erdem ve hayatın geçiciliği gibi konular üzerine düşünen Aurelius, bu notlarda çoğu zaman başka insanlara değil, doğrudan kendisine seslendi.

Bu yönüyle Kendime Düşünceler, bir Roma imparatorunun kendi davranışlarını ve düşüncelerini sorguladığı kişisel bir metin niteliği taşıyor.

Asıl mücadele insanın kendi zihninde

Aurelius'un düşüncesinde insanın yaşamı algılama biçimi ile olaylar hakkında oluşturduğu yargılar arasında güçlü bir ilişki bulunuyordu.

İnsan savaşları, hastalıkları, ölümü veya başka insanların davranışlarını tamamen kontrol edemezdi. Buna karşılık Aurelius, kişinin dışarıda meydana gelen olaylara ilişkin kendi yargıları ve davranışları üzerinde söz sahibi olabileceğini düşünüyordu.

Bu nedenle insanın değiştiremeyeceği olaylarla sürekli mücadele etmesi yerine kendi düşüncelerine, kararlarına ve davranışlarına yönelmesi Stoacı anlayışta önemli bir yer tuttu.

Stoacıların insanın olaylara ilişkin yargılarına verdiği önem, modern psikolojide düşünce, duygu ve davranış arasındaki ilişkiyi ele alan bazı yaklaşımlarla da benzerlik gösteriyor. Bununla birlikte Stoacılık ile modern psikoloji aynı düşünce sistemi olarak değerlendirilmediği gibi, modern psikolojinin doğrudan Stoacılıktan ortaya çıktığını söylemek de doğru değil.

İmparatorluk tahtında insanlarla mücadele

İmparatorluk tahtı Aurelius'u yalnızca savaşlarla değil; siyasi çekişmeler, çıkar çatışmaları ve farklı karakterdeki insanlarla da karşı karşıya bıraktı.

İnsan ilişkileri bu nedenle onun kişisel notlarında sık sık ele aldığı konulardan biri oldu.

Aurelius, başka insanların yanlış davranışlarının kişinin kendi karakterini belirlememesi gerektiğini düşünüyordu. Kendisine kötülük yapan birine aynı davranışlarla karşılık vermek yerine kişinin kendi değerlerini koruması gerektiğini savundu.

Başka bir ifadeyle Aurelius'a göre kötülüğe verilecek karşılık, kötülüğü tekrar etmek olmamalıydı.

İyi insan olma düşüncesi de onun notlarında önemli bir yer tuttu. Kendime Düşünceler'in 10. kitabında Aurelius, iyi bir insanın nasıl olması gerektiği üzerine sürekli tartışmak yerine kişinin bunu davranışlarıyla göstermesi gerektiği düşüncesini ortaya koydu.

Stoacı imparator açısından erdem yalnızca üzerinde konuşulacak bir düşünce değil, günlük hayatta uygulanması gereken bir davranış biçimiydi.

Ölüm korkusuna karşı Stoacı düşünce

Marcus Aurelius'un notlarında ölüm düşüncesi de sık sık ele alındı.

Stoacı anlayışta ölüm, insanın değiştiremeyeceği doğal süreçlerden biri olarak görülüyordu. Bu nedenle insanın bütün hayatını ölüm korkusuyla geçirmek yerine elindeki zamanı nasıl değerlendirdiğine odaklanması gerektiği düşünülüyordu.

Aurelius'un geleceğe bakışı da bu anlayışla bağlantılıydı.

Henüz gerçekleşmemiş olayların bugünü tamamen yönetmesine izin vermek yerine, karşılaşılan sorunların ortaya çıktıkları anda akıl yoluyla değerlendirilmesi gerektiğini savunuyordu.

Bu bakış açısı geleceği tamamen görmezden gelmek anlamına gelmiyordu. Asıl mesele, henüz gerçekleşmemiş ihtimaller nedeniyle insanın içinde bulunduğu zamanı sürekli kaygıyla geçirmemesiydi.

2 bin yıl sonra neden hâlâ Marcus Aurelius?

Marcus Aurelius MS 180 yılında hayatını kaybetti. Roma İmparatorluğu değişti, yüzyıllar geçti ve Aurelius'un yönettiği dünyanın siyasi düzeni tarihin bir parçası haline geldi.

Ancak onun cevap aradığı sorunların birçoğu insan hayatından çıkmadı.

Kaygı, öfke, ölüm korkusu, başkalarının davranışları, kayıplar ve geleceğin belirsizliği bugün de insanların karşı karşıya kaldığı meseleler arasında bulunuyor.

Bir zamanlar Roma ordularını yöneten bir imparatorun kendisine yazdığı kişisel notların yaklaşık iki bin yıl sonra hâlâ okunmasının nedenlerinden biri de burada yatıyor.

Marcus Aurelius'un yaşadığı Roma ile bugünün dünyası arasında yaklaşık iki bin yıl var. Savaşların biçimi, toplumlar ve teknoloji değişti; ancak insanın kaygı, öfke, kayıp ve belirsizlikle mücadelesi sona ermedi.

Belki de Aurelius'un yüzyıllar sonra hâlâ okunmasının nedeni burada saklı. Stoacı imparator hayatın bütün sorunlarını çözmenin yolunu bulmadı. Bunun yerine insanın değiştiremeyeceği şeylerle savaşmak yerine, değiştirebileceği alana yönelmesini savundu:

Kendisine.