Araştırmacılar, bu bulgunun sağlıklı yaşlanma ile beslenme arasındaki ilişkiye dair yeni bir biyolojik mekanizmaya işaret edebileceğini değerlendiriyor.
AKDENİZ DİYETİNDE HANGİ BESİNLER ÖNE ÇIKIYOR?
Akdeniz tipi beslenme; zeytinyağı, balık, baklagiller, sebze ve meyveler, tam tahıllar ve mümkün olduğunca az işlenmiş gıdaların tüketilmesine dayanıyor.
Buna karşılık aşırı işlenmiş ürünler, ilave şeker içeren gıdalar ve rafine karbonhidratların daha sınırlı tüketilmesi öneriliyor.
Araştırmada özellikle zeytinyağı, balık ve baklagillerin tüketimi ile bazı mitokondriyal mikroproteinlerin seviyeleri arasında dikkat çekici bağlantılar bulundu.
HÜCRELERDEKİ KÜÇÜK PROTEİNLER MERCEK ALTINDA
USC araştırmacılarının çalışmasında insanin ve SHMOOSE adı verilen iki mitokondriyal mikroprotein üzerinde duruldu.
Mitokondriler, hücrelerin enerji üretiminde görev yapan yapılar olarak biliniyor. Ancak son yıllarda bilim insanları bu yapıların metabolizma, hücresel stres, iltihaplanma ve yaşlanma gibi süreçlerde de rol oynayabileceğini ortaya koyuyor.
Çalışmanın sonuçlarına göre Akdeniz diyetine daha fazla bağlı olan yaşlı yetişkinlerin kanında insanin ve SHMOOSE seviyeleri daha yüksek bulundu.
Bu proteinlerin daha önce kalp-damar sağlığı ve sinir sistemiyle ilgili çeşitli araştırmalarda da incelendiği belirtiliyor.
ZEYTİNYAĞI VE BALIK DİKKAT ÇEKTİ
Araştırmada Akdeniz diyetinin bütün bileşenlerinin aynı şekilde etkili olmayabileceğine ilişkin bulgular da yer aldı.
Özellikle zeytinyağı, balık ve baklagillerin daha fazla tüketilmesinin insanin seviyeleriyle ilişkili olduğu görüldü. Zeytinyağı tüketimi ve rafine karbonhidratların daha düşük miktarda alınması ise SHMOOSE seviyeleriyle bağlantılı bulundu.
Bu sonuçlar, Akdeniz diyetinin yalnızca genel beslenme kalitesi üzerinden değil, hücre içerisindeki bazı biyolojik süreçler üzerinden de sağlıkla ilişkili olabileceğini düşündürüyor.
OKSİDATİF STRESLE İLİŞKİLİ BULGULAR
Araştırmacılar ayrıca insanin ile Nox2 adı verilen bir enzim arasındaki ilişkiyi de inceledi.
Nox2, reaktif oksijen türlerinin oluşumunda rol oynuyor. Bu moleküller vücudun normal işleyişinde görev alsa da aşırı miktarda oluşmaları hücrelerde oksidatif stresin artmasına neden olabiliyor.
Çalışmada daha yüksek insanin seviyeleri ile daha düşük Nox2 aktivitesi arasında ilişki tespit edildi. Araştırmacılar, bunun kalp ve damar sisteminin korunmasına katkı sağlayabilecek mekanizmalardan biri olabileceğini düşünüyor.
BEYİN SAĞLIĞI AÇISINDAN DA ÖNEM TAŞIYABİLİR
Çalışmada incelenen SHMOOSE proteini daha önce beyin sağlığıyla ilgili araştırmalarda da gündeme gelmişti.
Araştırmacılar, mitokondrilerden kaynaklanan bu küçük proteinlerin sinir hücrelerinin korunmasında rol oynayabileceğini belirtiyor. Özellikle yaşlanma ve nörodejeneratif hastalıklarla bağlantılarının daha ayrıntılı şekilde araştırılması planlanıyor.
Ancak mevcut bulguların Akdeniz diyetinin Alzheimer veya diğer hastalıkları kesin olarak önlediğini göstermediğinin altı çiziliyor.
ARAŞTIRMA KESİN NEDEN-SONUÇ İLİŞKİSİ GÖSTERMİYOR
Araştırmanın önemli sınırlamalarından biri gözlemsel olması. Başka bir ifadeyle çalışma, Akdeniz diyetine bağlılık ile mikroprotein seviyeleri arasında ilişki ortaya koyuyor ancak diyetin doğrudan bu değişikliklere neden olduğunu kanıtlamıyor.
Fiziksel aktivite, genetik özellikler, kullanılan ilaçlar, genel sağlık durumu ve diğer yaşam tarzı faktörleri de sonuçları etkileyebiliyor.
Bu nedenle araştırmacılar, gelecekte yapılacak çalışmalarla beslenme düzeninin bu mikroproteinleri doğrudan artırıp artırmadığının ve bunun hastalık riskini gerçekten değiştirip değiştirmediğinin araştırılması gerektiğini belirtiyor.
KİŞİYE ÖZEL BESLENMENİN ÖNÜ AÇILABİLİR
Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer alan ise "kişiselleştirilmiş beslenme" yaklaşımı.
Bilim insanları gelecekte kan değerleri, genetik özellikler, metabolizma ve benzeri biyolojik göstergelerden yararlanarak kişiye özel beslenme programları geliştirmeyi hedefliyor.
İnsanin ve SHMOOSE gibi mikroproteinlerin de ilerleyen dönemde vücudun belirli bir beslenme düzenine verdiği yanıtı ölçmek için kullanılabilecek biyolojik göstergeler arasında yer alabileceği değerlendiriliyor.
AKDENİZ DİYETİNE İLGİ ARTIYOR
ScienceDaily'nin aktardığı araştırma, yüzyıllardır uygulanan Akdeniz tipi beslenme ile modern moleküler biyoloji arasındaki bağlantıya dikkat çekiyor.
Zeytinyağı, balık, baklagiller, sebze ve meyveler ile tam tahıllara dayalı; aşırı işlenmiş gıdaların daha sınırlı olduğu bu beslenme modelinin kalp-damar ve genel sağlık açısından potansiyel etkileri uzun süredir araştırılıyor.
Yeni çalışma ise bu etkilerin hücrelerin enerji merkezleri olan mitokondrilerde üretilen küçük proteinlerle bağlantılı olabileceğini gösteren yeni bulgular ortaya koyuyor.
Araştırmacılar, gelecekte yapılacak çalışmaların bu mikroproteinlerin sağlıklı yaşlanmadaki rolünü daha net ortaya koymasını bekliyor.





























