İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında, 19 Mart 2025’ten bu yana cezaevinde bulunan Ekrem İmamoğlu’nun savunması başladı. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülen davanın 98’inci duruşmasında söz alan İmamoğlu, yargılama sürecine ilişkin eleştirilerini dile getirdi.
İmamoğlu ve avukatlarının savunmalarının dört gün sürmesi beklenirken, duruşmanın ilk gününde hukuk sistemi, basın özgürlüğü, siyasi gelişmeler ve ekonomik etkiler öne çıktı.
Yargılama sürecine ilişkin eleştiriler
Savunmasına ailesine ve avukatlarına teşekkür ederek başlayan İmamoğlu, cezaevi sürecinde yaşadıkları zorluklara değindi. Eşi Dilek İmamoğlu’na seslenen İmamoğlu, ailesinin yalnızca kendi yaşadıklarıyla değil, aynı süreçten etkilenen diğer tutukluların yakınlarının durumuyla da ilgilendiğini anlattı.
Soruşturma aşamasında savunma hakkının kısıtlandığını ileri süren İmamoğlu, dosyaya ilişkin bilgilerin kamuoyuna yansımasına karşın avukatların bilgiye erişimde güçlük yaşadığını savundu.
İmamoğlu, yaşananların unutulmayacağını belirterek, “Bunlar asla unutulmayacak. Her aktörünü, her muhatabını tarih yazdı ve günü geldiğinde elbette ki yüce Türk yargısı huzurunda ilgili olan herkesin hesap vereceğini adım kadar iyi biliyorum.” dedi.
Avukatının tutuklu olduğunu, avukatının avukatının da gözaltına alınarak tutuklama talebiyle sevk edildiğini aktaran İmamoğlu, hukukçuların baskıyla karşı karşıya kaldığını iddia etti.
Erdoğan’ın sözlerini hatırlattı
İmamoğlu, savunmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eleştiri ve ifade özgürlüğüne ilişkin açıklamalarını da gündeme getirdi.
Erdoğan’ın, ifade özgürlüğünün başkalarına iftira atma hakkı anlamına gelmediği yönündeki sözlerini okuyan İmamoğlu, yargılama sonuçlanmadan kişilerin suçlu ilan edilmesine tepki gösterdi.
Halk TV’ye yönelik müdahaleye tepki
Savunmasının önemli bir bölümünü Halk TV’ye yönelik müdahaleye ayıran İmamoğlu, kanala kayyım atanmasına ilişkin gelişmeyi ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde öğrendiğini söyledi.
Türkiye’de gazeteciler, siyasetçiler ve farklı meslek gruplarına yönelik adli işlemleri eleştiren İmamoğlu, son dönemde yaşananları basın özgürlüğü ve toplumun haber alma hakkı açısından değerlendirdi.
İmamoğlu, Halk TV’ye ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Biz demokrasi, basın özgürlüğü ve millet iradesinin savunucularıyız, aramızdaki fark bu. Bu yüzden sırf siyasi saiklerle milletin teveccüh gösterip izlediği Halk TV'ye yapılan bu zulmü, zalimliği şiddetle kınıyorum.”
Kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu ve çalışanlarına destek mesajı veren İmamoğlu, vatandaşlara da gazetecileri ve basın kuruluşlarını yalnız bırakmamaları çağrısında bulundu.
Gazetecilerin tutuklanmasını gündeme taşıdı
İmamoğlu, konuşmasında Lale Özan Arslan, Fatih Ergin, Tuğba Tekerek, Mustafa Balcı, Şaban Sevinç, Selahattin Günday ve Ali Tarakçı’nın isimlerini anarak gazetecilere yönelik tutuklama kararlarını eleştirdi.
İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’in ev hapsinde olduğunu söyleyen İmamoğlu, sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerini de gündeme taşıdı. Kendi sosyal medya hesabının kapatıldığını belirterek dijital mecralarda görünürlüğünün sınırlandırıldığını öne sürdü.
Savunma kitabının basımına ilişkin iddialar
Duruşmada dikkat çeken başlıklardan biri de İmamoğlu’nun “Millet Şahidimdir” adlı kitabı oldu.
Savunma metnini kitaplaştırarak kamuoyuna ulaştırmak istediğini belirten İmamoğlu, gerekli bandrollerin alınmasına rağmen baskı sürecinin durdurulduğunu iddia etti.
İmamoğlu’nun anlatımına göre, kitabın basıldığı matbaaya 16 polisle müdahale edildi. Başlangıçta bandrolsüz kitap basıldığı iddiasıyla işlem yapıldığını söyleyen İmamoğlu, matbaada yasal yollarla temin edilmiş 22 bin bandrol bulunduğunu belirtti.
Polisin 340 sayfalık kitabı inceleyerek 15 sayfalık tutanak hazırladığını aktaran İmamoğlu, soruşturmanın daha sonra kitabın içeriğine yöneldiğini savundu.
İmamoğlu, kitabın yasaklanmasına tepki göstererek, “Oysa bomba şiddettir, kitap düşüncedir.” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet ve milli irade vurgusu
Konuşmasında İstanbul’un 6 Ekim 1923’te işgalden kurtuluşunu hatırlatan İmamoğlu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Milli Mücadele’de hayatını kaybedenleri andı.
Cumhuriyet’in egemenliği millete verdiğini belirten İmamoğlu, demokrasi, bağımsız yargı, özgür basın ve seçimlerin vatandaşların haklarını korumak için var olduğunu ifade etti.
İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’e ve siyasi yol arkadaşlarına da desteklerinden dolayı teşekkür etti.
Ekonomik maliyete ilişkin dikkat çeken rakamlar
İmamoğlu, 2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptal edilmesiyle başlayan süreci ve 19 Mart operasyonlarını ekonomik etkileri üzerinden değerlendirdi.
2019’daki seçim iptalinin ülkeye 2 milyar 160 milyon dolarlık maliyet getirdiğini öne süren İmamoğlu, 19 Mart sürecinin ekonomik bedelinin ise 250 milyar dolara ulaştığını iddia etti.
Operasyonun ardından borsanın yüzde 8,72 gerilediğini, Hazine’nin borçlanma faizinin iki ayda yüzde 35’ten yüzde 47’ye yükseldiğini ve yedi haftada 52 milyar dolarlık rezerv kaybı yaşandığını savundu.
İmamoğlu, 21 Mayıs’taki butlan tartışmalarının da 18 milyar dolarlık ekonomik maliyet oluşturduğunu ileri sürdü.
Muhalefete ortak hareket çağrısı
İmamoğlu, savunmasında ana muhalefet partisinin davalar yoluyla yeniden şekillendirilmek istendiğini savunarak, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanmasını ve belediyelere yönelik işlemleri eleştirdi.
Basın özgürlüğünün korunmasının toplumun haber alma hakkının savunulması anlamına geldiğini belirten İmamoğlu, muhalefete ortak hareket etme çağrısında bulundu.
Duruşmada yaptığı açıklamada, “Bu vurgun düzenine karşı yüz binlerce insanımız bir araya gelmelidir.” diyen İmamoğlu, yaşanan gelişmelere karşı toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekti.







































